I Harfi İle Başlayan Osmanlıca Kelimeler

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Osmanlıca Sözlükte Ara

  • IKTAR

    Damlatma, damlatılma.
  • IKTIDA

    Tâbi olma. Uyma.
  • IKTIDAEN

    Uyarak, ıktıda ederek, tâbi olarak.
  • IKTİFA'

    (Kafa. dan) Arkasından gitme, izinden gitme.
  • IKTİFAEN

    İzinden giderek, örnek tutarak, misal kabul ederek.
  • IKVA'

    Ev boşalmak. * Azık tamam olmak. Şâirin şiirin kafiyesini çeşitli yapması.
  • IKVAL

    Bir kimsenin söylemediği bir sözü, söyledi diye iddia etmek.
  • IKVÂLİYYÂT

    Söylenmediği hâlde söylendi diye iddiâ edilen sözler. Lüzumsuz iddialar.
  • IKY

    Yemek yemezden evvel çocuğun karnından çıkan necisi.
  • IKYAN

    Halis iyi altın. * İnci parçası.
  • ILAB

    Boyunda olan uzun nişan.
  • ILAC

    Bir şeyi yerinden alıp gidermek.
  • ILAKIYE

    Aşikârelik, açıklık, meydanda oluş.
  • ILAT

    (C.: Alât) Devenin boynuna takılan ip.
  • ILBA'

    (C.: Alâbâ) Boyun siniri.
  • ILC

    (C.: Uluc-Aluc-Ilce) Kervan. * Yabani eşek. * Acem küffarından bir erkeğin adı.
  • ILGAM

    Sıcak mevsimlerde çöl veya ovalarda buharın yayılmasıyla uzaktan su gibi göüren yer. Serap, pusarık.
  • ILGAMAK

    At başıboş olarak dörtnala koşması.
  • ILGAR

    Düşman topraklarına ansızın yapılan hücum, akın. * Başıboş hayvanın dörtnala koşması.
  • ILGARCI

    Akıncı.
  • ILGIDIR

    Bir metre kadar uzunluğunda, uçlarına birer karış kadar iki çivi sokulmuş ağaçtan yapılma bir ölçü âletidir.
  • ILGIMSALGIM

    Sıcak mevsimlerde çöl veya ovalarda, buharın yayılmasıyla uzaktan su gibi görünen yer. Serap, pusarık.
  • ILHİZ

    Büyük kene.
  • ILICA

    Sıcak pınar suyu. Bunların yerden kaynayanına kaynarca; üzerine bina veya kubbe yapılmış olanına ise kaplıca denir.
  • ILIK

    Ne sıcak ne soğuk. Az ısınmış veya sıcaklığı kırılmış.
  • ILK

    Sakız. * Ağızda çiğnenen şey.
  • ILK

    (C.: Alâk) Kurumak. * şarap, hamr. * Her nesnenin iyisi.
  • ILKA

    Kişinin göbeğine dek olan gömlek.
  • ILKİD

    Şişman, kısa boylu, hakir ve hayrı az olan kadın. * Katı yoğurt.
  • IMYA (IMİYYÂ)

    Görmeyerek, düşünmeyerek.
  • INAK

    Kucaklaşıp sarılma, muânaka.
  • INAN

    (C.: Aınne) Atın dizgini.
  • INAS

    Kızın büluğ çağına vardıktan sonra evlerinde evlenmeden çok durması.
  • INİZ

    Cimâa kadir olmayan erkek. * Cimâdan safâlı olmayan avret.
  • INNÎN

    İktidarsız, güçsüz, âciz.
  • INTIFA

    Sönme. Yanarken sönme. Ortadan kalkma.
  • INTIFA-YI HARİK

    Yangının sönmesi.
  • INTİYAN

    Yiğitlik evveli.
  • IR

    t. Nağme, ezgi, basit türkü. * Ahenk, terâne.
  • IRA

    Karakter, seciye.
  • IRA'

    Mıknatıs.
  • IRAB

    Tazı. * Yükrek at.
  • IRABET

    Yaramaz sözler söylemek, fuhşiyyat.
  • IRAFET

    Kethüdâlık, reislik. Ululuk, şereflilik.
  • IRÂK

    Dicle nehrinden aşağı Basra'ya kadar Şat Suyu'nun iki tarafı olan memleket. * Su kenarı. * Kökler, asıllar, bünyadlar. * Uzak.
  • IRAKA

    (Bak: İrâka)
  • IRÂK-I ACEM

    (Acem Irakı) Tar: Irak'ın Dicle nehrinden başlayarak İran sınırındaki yüksek dağlık mıntıkaya kadar uzanan bölgesine Osmanlılarca verilen ad.
  • IRÂK-I ARAB

    Arap Irak. Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan ve Bağdat'ın kuzeyine kadar uzanan topraklara Osmanlı İmparatorluğu zamanında verilen isim.
  • IRAKÎ

    (Irâkiyye) Irak halkından, Iraklı. * Irak'a ait.
  • IRAN

    Evin uzak olması. * Mıh, çivi. * Mızrak. Süngü.