M Harfi İle Başlayan Osmanlıca Kelimeler

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Osmanlıca Sözlükte Ara

  • MUNZAMM

    Zamm edilen. İlâve edilen. * Ek. Üste konan, katılan.
  • MUNZAR

    Geciktirilmiş, te'hir edilmiş. Sonraya bırakılmış.
  • MUNZİC

    Hazmettirici, sindirici. * Tıb: Yara veya çıbanı cerahatlendiren. * Kemâle eren, inzâc eden.
  • MUNZİCÂT

    Yaranın iltihabını yok edici, irinini akıtıcı (ilâçlar).
  • MUR

    f. Karınca. Neml.
  • MURA

    Kedi sesi. Kedi miyavlaması.
  • MURABAA

    Yazlığa çıkmak üzere mukavele yapma.
  • MURABAHA

    Bir malı kâr ile satmak. * Bir miktar ilâve ederek ödünç para alıp vermek. * Fâiz ile para alıp vermek.
  • MURABATA

    Düşmanla karşılaşılacak yerlerde gözetip sebatla nöbet beklemek. * Mülâzemet etmek. * Bağlamak.
  • MURABBA

    Terbiye görmüş. * Kaynatıp kıvama geldikten sonra dondurulmuş. * Meyve suyu tatlısı. Reçel. Ezme.
  • MURABBA'

    Dört köşeli şekil. * Dörde çıkarılmış. Dörtlü. Dört şeyden olmuş. * Geo: Kare.
  • MURABBA-İ TÂMM

    Geo: Tam kare.
  • MURABBANİŞİN

    f. Bağdaş kurup oturan.
  • MURABBAYAT

    (Murabbâ. C.) Kaynatılıp kıvamına getirildikten sonra dondurulmuş meyve suyu tatlıları.
  • MURABIT

    Kalbini Allah'a bağlayan. * Düşmanla karşılaşılacak yerlerde gözetip nöbet bekleyen.
  • MURABITÎN

    (Murâbıt. C.) Kalblerini Allah'a bağlayanlar. * Şeyhler, dervişler.
  • MURAD

    İstenerek, ümid ederek beklenen. Arzu edilen şey. * Gâye. Maksad. Emel.
  • MURAD-I HAK

    Allah'ın isteği ve muradı.
  • MURAFAA

    Karşılıklı hak iddia ederek konuşmak. * Bir dâvâ için birisini hâkim huzuruna celb ettirmek. Yüzleşerek muhakeme olunmak.
  • MURAFAKAT

    Beraberlik, arkadaşlık.
  • MURAFIK

    Refakat eden, beraber bulunan, yoldaş, arkadaş.
  • MURAFİ'

    (Ref'. den) Murâfaa eden.
  • MURAGABET

    Arzu etme, dileme.
  • MURAGIB

    Rağbet eden.
  • MURAHHAM

    Kısaltma. * Son harfleri veya heceleri düşürülmüş.
  • MURAHHAS

    Devlet veya herhangi bir teşekkül nâmına, salâhiyyetli olarak bir yere bir vazife ile gönderilen kimse. * Terhis edilen. İzin verilen. Tâlimat verilen kimse.
  • MURAHHASA

    Ermeni piskoposu.
  • MURAHHASİYET

    Murahhaslık, delegelik.
  • MURAHHİL

    (Rıhlet. den) Bir yerden diğer bir yere göçüren. Terhil eden.
  • MURAÎ

    (Bak: Mürâi)
  • MURAÎ

    Riayet eden. Bakıp gözeten.
  • MURAKABE

    Kontrol etmek. İnceleyip vaziyeti anlamak. Teftiş etmek. * Kendini kontrol etmek. İç âlemine bakmak. Gözetmek. * Hıfz etmek. * Beklemek. İntizar. * Dalarak kendinden geçmek. * Tas: Kendisini tamamen nâfile ibâdet ve itaate vermek için mâbede kapanmak.
  • MURAKASA

    (Raks. dan) Raksetme, dans.
  • MURAKIB

    Murakabe eden. Teftiş ve kontrol eden kimse. * Hıfzeden. * Allah'a (C.C.) bağlanmış olan.
  • MURAKKA'

    (Ruk'a. dan) Yamalı, yamanmış.
  • MURAKKAK

    (Rikkat. den) İnce. İncelmiş.
  • MURAKKAM

    (Rakam. dan) Yazılı, yazılmış. * Numaralanmış, numara konulmuş, sayı konulmuş.
  • MURAKKAN

    Bozulmuş, aradan çıkarılmış.
  • MURAKKIK

    Tecvidde bir harfi ince okumağa; terkik, ince okunan harflere ise; murakkık denir ki, şunlardır: Elif, nun, şın, ra, ha, dal, yâ, se, ayın, lam, mim, kef, sin, vav, fe, te, cim, he, ze, bâ, zel.
  • MURAKKIM

    (Rakam. dan) Pusulanın iğnesi.
  • MURAN

    (Mur. C.) Karıncalar.
  • MURANE

    f. Karıncavâri, karınca gibi.
  • MURASADE

    (Rasad. dan) Rasad etme, gözetleme. * Dikkatle bakma.
  • MURASSA'

    Süslü. Kıymetli taşlarla süslenmiş. Sırmalı. * Birbirine yanaştırılmış. Oturtulmuş. * Edb: İki mısra veya iki fıkrası birbiri ile aynı vezin ve kafiyede olan söz veya beyit. * Bir nevi yazı.
  • MURASSAAT

    (Murassa'. C.) Murassâlar. Cevher ve inciler gibi şeylerle. Süslenmiş olanlar. Takdir edilip yerleştirilmiş süslü ve kıymetli şeyler.
  • MURASSAS

    Lehimlenmiş. * Kurşun veya kalayla kaplanmış.
  • MURAVAGA

    Güreşme.
  • MURAVAZA

    Bir kimseyi kahır veya hile ile iknâ etme, aldatma, kandırma.
  • MURAZAA

    (Rızâ. dan) Emzirme.
  • MURÇE

    f. Küçük karınca.